RUHUN YALNIZLIĞI (EUGENIO BORGNA)

 

Yalnızlık, üzerine en çok düşündüğüm konulardan biri olabilir. Bu yüzden bir kitapçıda gezerken Ruhun Yalnızlığı ismiyle karşılaşınca kitaba kayıtsız kalamadım. Yazarla ilk kez bu kitap aracılığıyla tanışmış oldum.

Kitap ilerledikçe, insan ruhuna yaklaşımında oldukça incelikli ve kendime yakın hissettiğim bir bakış açısıyla karşılaştım. Belki de Borgna'da kendime yakın bulduğum şey, insan ruhuna yaklaşımındaki fenomenolojik duyarlılıktı. O, insanı bir kuramın içine yerleştirmekten ya da açıklamaktan çok, yaşadığı deneyimi anlamaya çalışıyor. Bu nedenle kitap boyunca kendimi bir psikiyatri metni okumaktan çok, insan ruhu üzerine düşünen biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim. Borgna'nın yaklaşımında beni etkileyen şeylerden biri de, psikiyatrik tanıların arkasındaki insanı gözden kaçırmama konusundaki ısrarı oldu. O, tanıdan önce insanı görmeye çalışıyor.

Eugenio Borgna'nın Ruhun Yalnızlığı adlı eseri, yalnızlığı açıklamaktan çok anlamaya çalışan bir kitap. Belki de kitabın bende bıraktığı en güçlü izlenim buydu. Borgna, yalnızlığı ortadan kaldırılması gereken bir problem ya da tedavi edilmesi gereken bir belirti gibi ele almıyor. Onu insan olmanın en temel deneyimlerinden biri olarak anlamaya çalışıyor.

Borgna'nın ilgisini çeken şey yalnızlığın nedenleri değil, yalnızlığın insan tarafından nasıl yaşandığı. Yalnız bir insan dünyayı nasıl deneyimler? Umut nasıl kaybolur? Bir insanın iç dünyasında sessizlik nasıl yankılanır? Kitap boyunca bu soruların peşinden gidiyor. Borgna'nın üzerinde durduğu şeylerden biri de sessizliğin anlamı. Kitap, sessizliğin her zaman bir eksiklik olmadığını; bazen insanın kendisiyle kurabildiği en derin temaslardan biri olabileceğini hatırlatıyor.

Beni en çok etkileyen noktalardan biri ise Borgna'nın ruhsal acıya yaklaşımı oldu. Günümüzde birçok şey hızla tanımlanıyor, sınıflandırılıyor ve açıklanıyor. Oysa Borgna, acının içindeki insana bakmayı tercih ediyor. Melankoli, hüzün, kırılganlık ve umutsuzluk kitapta yalnızca psikiyatrik kavramlar olarak değil, insan deneyiminin bir parçası olarak ele alınıyor.

Bu nedenle Ruhun Yalnızlığı'nı yalnızca bir psikiyatri ya da psikoloji kitabı olarak görmek eksik kalır. Kitap zaman zaman bir deneme, zaman zaman bir edebiyat metni, zaman zaman da insan ruhuna dair uzun bir düşünme hâli gibi ilerliyor. Yazarın dili son derece sade olmasına rağmen güçlü bir duygusal yoğunluk taşıyor. Bazen tek bir cümleyle, uzun teorik açıklamaların yapamadığını yapabiliyor.

Bazı sayfalarda yalnızlığı değil, danışanların yıllar boyunca taşıdığı o sessiz ve tarif edilmesi güç acıları düşündüğümü fark ettim.

Bu yönüyle Ruhun Yalnızlığı benim için yalnızlık hakkında bilgi veren bir kitaptan çok, yalnızlığı yeniden düşünmeme imkân veren bir eser oldu. Kitabı okurken, Borgna'nın yalnızlığı ortadan kaldırmaya değil, onunla kalabilmeye davet ettiğini hissettim. Kitabın sonunda yalnızlığa dair daha fazla şey bildiğimi değil, onu biraz daha iyi anladığımı hissettim.

Belki de Borgna'nın bütün kitap boyunca söylemeye çalıştığı şey şudur: İnsan ruhu, açıklanmadan önce “anlaşılmak” ister.

 


Yorumlar

Popular Posts