Bion’un Etkisiyle Şekillenen Klinik Çalışmalarım
Bion’un Etkisiyle Şekillenen Klinik Çalışmalarım
Düşünme kapasitesi, alfa işlevi ve analitik çerçeve üzerine bir klinik yaklaşım
Klinik çalışmalarımda Bion’a bilhassa öncelik veririm. Klinik pratiğimde karşılaştığım depresyon ve kaygı bozuklukları başta olmak üzere, duygulanım regülasyonu güçlükleriyle seyreden klinik tabloları, erken nesne ilişkileri bağlamında annenin alfa işlevindeki aksaklıklarla ve ruhsal aygıtın düşünme kapasitesindeki bozulmalarla ilişkili olarak kavramsallaştırırım. Danışanların yaşadığı kaygı ya da depresif çökkünlüğün, çoğu zaman tekil yaşantısal olayların doğrudan bir sonucu olmaktan ziyade, bu yaşantıların psişik aygıtta alfa işlevi aracılığıyla yeterince dönüştürülememiş olmasına bağlı olarak ortaya çıktığını gözlemlerim. Bion’un kuramsal çerçevesinde tanımladığı biçimiyle, işlenememiş ham duyumlar ve duygulanımlar (beta öğeleri) düşünceye dönüştürülemediğinde birey ya taşkın, regüle edilemeyen ve bedensel düzeyde yaşanan bir kaygı hâline sürüklenmekte ya da içsel boşluk, donukluk ve anlamsızlık duygularıyla seyreden depresif bir konuma yerleşmektedir.
Bu doğrultuda terapötik çalışmada, danışanın yaşadığı duygulanımları semptomatik düzeyde bastırmaya ya da erken bir biçimde anlamlandırmaya yönelmem; aksine bu duyguların analitik alanda tutulmasına, kapsanmasına ve dönüştürülmesine imkân tanırım. Seans sırasında söze dökülemeyen, bedensel yaşantılarla ifade edilen ya da parçalı ve dağınık biçimde ortaya çıkan deneyimleri, kapsayıcı bir alfa işlevi üstlenerek ele alırım. Terapistin seans içinde yaşadığı belirsizlik, zihinsel sıkışma ya da duygusal yük, patolojik bir karşı-aktarım hatası olarak değil; danışanın henüz simgeselleştiremediği, düşünülememiş ve zihninde barındıramadığı yaşantıların analitik ilişkiye aktarılmış bir göstergesi olarak değerlendirilir. Bu noktada, Bion’un negatif kapasite olarak adlandırdığı, bilmeme hâline, belirsizliğe ve çözümsüzlüğe tahammül edebilme tutumunu klinik çalışmanın temel bir ilkesi olarak benimserim.
Bu kapsayıcı işlevin sürdürülebilmesi için analitik çerçevenin sürekliliğini ve sınırlarını, düşünmenin ve düşleme (rêverie) kapasitesinin önkoşulu olarak titizlikle korurum. Sessizliği, boşluk ya da eksiklik olarak değil; henüz adlandırılamamış ve simgeselleştirilememiş psişik içeriğin kendini duyurabildiği bir alan olarak ele alırım. Terapötik çalışmada benim için esas hedef, erken ya da teknik olarak “doğru” bir yorum üretmekten ziyade, danışanın duygulanımlarını düşünebilecek, taşıyabilecek ve zihninde barındırabilecek bir düşünme aygıtının yeniden inşasına eşlik etmektir. Terapiyi, semptomların ortadan kaldırılmasına indirgenmiş bir müdahale sürecinden çok, danışanın kendi iç dünyasında alfa işlevini üstlenebilir hâle gelmesi ve düşünme kapasitesini devralması yönünde ilerleyen bir süreç olarak ele alırım.
Bu bağlamda, yazımı okuduğumda beni derinden etkileyen Bion’un şu cümlesi klinik çalışmalarımın özünü özetler niteliktedir: “Düşünme, düşüncelerle başa çıkabilmek için harekete geçirilmelidir.” Terapiyi, danışanın zihnini istila eden ya da onu felç eden düşünceler karşısında, düşünmenin yeniden mümkün hâle geldiği bir psişik alan olarak kurmayı; iyileşmeyi ise acının bütünüyle ortadan kalkmasından çok, acının düşünülebilir, taşınabilir ve dönüştürülebilir hâle gelmesi olarak anlamlandırırım.



Yorumlar
Yorum Gönder